GIZEM VE ELMA… Ummadik bir anda bir kose basinda gizemli bir yuz beklemektedir sizi… Ilk etkisi, husu ile irkilmenizdir… Ne kadar da farkli bir yuzdur bu. Merak edersiniz sizi ceken ne diye miknatis gibi; cozemezsiniz onu neyin farkli kildigini ama caziptir iste… Buram buram gizem kokuyordur. Suruklenirsiz ona dogru ne oldugunu nasil oldugunu bilmeden ve belki de umarsizca… Karli bir zirvedeki kardelen cicegi gibidir. Oylesine buyuleyici ve tek basina… Belki de dalindan sarkan, alimli renkleri ile sizi ceken bir elma gibidir. Ve kromozomlarinizin, zihninizin sinirlarini zorlarcasina ona ulasmak ve elde etmek icin kur yapmaya baslarsiniz.
Gizemli insanlar zekidirler. Daha siz leb demeden leblebiyi coktan anlamislardir aslinda. Boylesine buyulu insanlar ruhlarinin, zihinlerinin dehlizlerinde oyle inanilmaz bir zeka ve deneyim barindirirlar ki akliniz sasar. Bu dehlizlerde yolunuzu sasirip bir omur boyu kaybolmaniz an meselesidir. Kelimelerin gucunu ve onlarla satranc oynamayi bilir bu gizemli insanlar ve tahminlerin aksine sayilari da kucumsenmeyecek kadar coktur etrafimizda, kadin ya da erkek… Piyon, at, fil, vezir derken baslar oyun… Izin verirler bu oyunu doyasiya oynamaniza… Kah onlar da oyun oynamak istiyorlardir yasamin renkleri adina, Kah ani yasamaktadir istenen, Kah ‘’ Beklenen bu mudur? ‘’ sorusudur sebep… Evet, gizemli insanlar da bekler. Hangimiz beklemiyoruz ki? Var midir? Bunu inkar edebilen, ben beklemiyorum diyebilen? Benliginizi saran merak bir sure sonra beklentiye donusur ve hedefe kilitlenmeye baslarsiniz. Ne yapacak edecek karlarin arasindan isiltisi ile gozlerinizi buyuleyen o kardelen cicegini ellerinizin arasina alip koklayacaksinizdir… Ya da; Dalindan ha dustu dusecek gibi sallanan o cazip goruntulu elmayi en azindan disleyeceksinizdir, baska cikis yolu yoktur… Ya sizin ya sizin olacaktir… Ama bilir misiniz ki? Her kusun eti yenmedigi gibi her elmanin da yendikten sonra mideye oturmayacaginin ya da icinden kurtcuk cikmayacaginin da bir garantisi yoktur. lginc olan da yemeden bunu anlamak mumkun degildir. Ilgincligin otesinde elma biliyordur dislenecegini. Hadi bu elma kadin olsun simdi… Her ne kadar konu bircok seye tesbih unsuru olabiliyorsa da; gizem, kadin ve elma pek uydu birbirlerine aniden… Hadi oyle olsun… Ince zekanin emsalsiz ornegini sergileyen gizemli kadinimiz farkindadir disleneceginin ama yine de izin verir buna… Deneyecektir bir kez daha. Sirf hedefe kilitlenmekle aslinda yenik baslamissinizdir maca… Farkindadir o her seyin ama belki bir ihtimal der. Ama bilir misiniz ne ister bu kadin? Ne yer, ne icer? Ac midir, susuz mudur? Ne dusunur eve donus yolunda? Gucludur bu kadinlarin sezgileri… Vasatligin otesinde hayalleri ve beklentileri vardir, ekstralarla ilgilenir gizemli kadinlar. Nedir ekstra diyeceksiniz… Cicek, portu bocek etkilemez onlari. Hele hele iltifatlar hic kesmez. Onlar icin sihirli sozcuk arzu degil ilgidir. Iliskilerinde adrenalin degil huzur ve dinginlik ararlar… Sakinlik degildir kast edilen. Yan yana oturur iken bir omuz sivazlamasidir sevgiliden gelen… Yanindaki sandalyenin bencilcesine size ayrilmasidir. Bir tutam sac buklesine parmaklarinin dolanmasi ve sacinizin tellerinin o parmaga her dolanisinda icinize yayilan siril siril tutkudur. Ne guzel bir akistir bu… Birlikte iken, size bakanlarin hissettigi uyumdur, konusmuyorsunuzdur ama yaninizdakiler bir sekilde hissederler aranizdaki sessiz buyuleyici iletisimi… Iste boyle bir seyler… Zor kadin derler onlara. Halbuki aciktir onlarin tum kapilari sonuna dek iceri girmesini bilene. Delikanli kadindir onlar ama endiseleriniz, korkulariniz ve belki de saplantilariniz bu sadeligi ve basitligi goremeyecek kadar kor eder gonul gozunuzu. Cunku maalesef istediginiz sadece elmaya bir dis atmak ve tadini kesfetmektir. Kuvvetle muhtemel bu disi gecireceksinizdir ona ve belki de bir hamlede butun elmayi mideye indireceksinizdir ama bilmelisiniz ki buna o izin verdigi icin olmustur. Istemeseydi degil mideye indirmek elinizi bile suremezdiniz ona. Bitirmeden dip not duseyim her zamanki gibi; Gizem, kadin, elma derken pek yuklenmis gibi olduk beylere ama aman alinmasinlar, tepki vermesinler tabiatlarina yenik duserek… Bu orneklemenin yani sira bircogumuz biliriz ki; erkekler de en az kadinlar kadar duygulu, hassas ve hatta kirilgan, bir o kadar da aska ve paylasima tapiyorlar… Burada, kadin ya da erkek…hafif mutasyona ugramis ve ariza sinyali verenlerden kucuk bir ornekleme yapilmistir ilgililerin bilgisine…
Bir baba ile kizi dertlesiyorlarmis. Kizi hayatinda cok sIkinti yasadiginin ve bunlarla nasil bas edecegini bilemedigini soylemis babasina. Hatta sorunlar ardi arkasina devam ediyormus hayatinda. Babasi kizini dinlemis, dinlemis ve "gel, sana bir sey gosterecegim!" diye kizini mutfaga goturmus. Baba unlu bir asci imis. Ocaga 3 tane esit buyuklukte kap koymus, 3'unede esit su koymus ve 3'ununde altini ayni miktarda yakmis. Ve 1. kaba bir havuc, digerine bir adet yumurta, digerine ise de bir avuc cekilmemis kahve cekirdegi koymus. Ve her ucunu de tam 20 dakika pisirmis. Daha sonra atesi kesmis. Masaya 2 tane tabak ve bir tane bos bardak koymus ve, ilk once haslanmis havucu alip bir tabaga koymus. Daha sonra artik epey pismis olan yumurtayi alip bir tabaga koymus. En sonunda da artik suya iyice sinmis ve tam kivaminda kahve goruntusu olan kahve'yi de alip bir bardaga bosaltmis. Kizina su soruyu sormus : "Kizim ne goruyorsun? " Kizi demis ki : "Havuc, yumurta ve kahve." Kizini elinden tutup masaya yaklastirip daha yakindan bakmasini ve hissetmesini istemis. Kizi demis ki : "Ne goruyorum.. Haslanmis yumusak bir havuc (Bunu yaparken catali havuc 'a batirmis ve yumusakligini hissetmis), artik pismekten ici katilasmis bir yumurta (yumurtayi eline almis, hatta bir tarafindan masaya vurup, catlatmis ve icini gormus) ve bir bardak kahve." (Biraz icmis) "Hatta tadi oldukca iyi" "Baba, bunu nicin bana gosteriyorsun?" diye sormus. "Bak demis, hepsi ayni sekil kapta , ayni sicaklikta, ayni dakika pisti. Fakat hepsi bu etkiye farkli tepki verdiler. Havuc ilk basta sertti, guclu idi. Ama kaynatilinca yumusadi hatta gucsuzlesti. Yumurta cok kirilgandi, hafifce dokunsan catlayabilirdi, ama kaynatilinca ici sertlesti, hatta katilasti. Bir avuc cekilmemis kahve ise yine sertti, hepsi birbirine benziyordu, ama isitilinca ne oldu, bu kahve cekirdekleri, isindilar, gevsediler, ve icinde olduklari suya yayildilar. Koku yaydilar, tad yaydilar ve suyu essiz tad'da bir kahve'ye cevirdiler." "Kizim sen hangisisin ? diye sormus adam. "Zorluklarla karsilastigin zaman nasil tepki gosteriyorsun ?" "Sen havuc musun, yumurta misin, yoksa kahve misin ?" Siz hangisisiniz arkadaslar? Havuc gibi sert bir kisi misiniz, ama sorunlar yasayinca , yumusuyor ve gucsuzlesiyor musunuz? Yumurta gibi, ici yumusak, her an kirilabilir bir kisi misiniz ? Sorunlar karsisinda (olum, ayrilik, krizler, vs.vs, ) , gucleniyor ve sertlesiyor musunuz ? Yoksa bir kahve cekirdegi gibi misiniz? Kahve sicak suyu degistirir, hatta suyun sicakligi en ust dereceye ciktiginda, en lezzetli kahve ortami hazir olur. Lezzet maksimuma ulasir. Eger sen bu kahve cekirdegi gibi isen, cevrende ne kadar sorun olursa olsun, bunlari olumluya cevirebilirsin. Cevrene guzel tadlar, duygular katarsin. Kendini ve cevreni daha iyi yapmak icin calisirsin. Siz hangisisiniz ?
Aşklar eskiyor... Seks monotonlaşıyor... Birliktelikler çekilmez oluyor... Sonra aldatmalar başlıyor! Ya da ayrılıklar kapıyı çalıyor!
26.06.2006
Hem seviyorum diyorsunuz,
hem de sevdiğinizden sıkıldığınızı fark ediyorsunuz.
Bu monotonluğu yenileme şansı var mı? Hani bilgisayar sayfanızdaki “Yenile” komutunu tıkladığınızdaki gibi karşınızdaki hemen yenileniverse ne hoş olurdu. Olurdu da.... öyle olamayacağına göre, bunun için biraz kafa çalıştırmak gerek.
Bir kere şunu baştan kabul etmeli: Birliktelikler, evlilikler eskiyor. Eskiyince de monotonluk başlıyor. Hep aynı şeyler...
Sabah kahvaltı, çocukların, kocaların okula, işe yolcu edilişi, ortalığın toplanması, insanı her Allahın günü sinir eden “ne yemek pişireyim” sorusu? Alış-veriş, pişirme süreci, bunları yaparken TV’ye kulak kabartma, ya da arada mola verip seyretme faslı, varsa biraz çamaşır, ütü, belki ortalığa şöyle bir makine tutma, çocukların okuldan gelişi, onlara kahvaltı hazırlamak, derslerine oturmalarını ikaz edip durmak, kocanın eve gelişi, ne yemek var diye soruşu, sofranın kurulması, yemeklerin yenmesi, herkesin kendi koltuğuna oturup TV de maç ya da dizi seyretmesi, “ben yatıyorum” cümlesi, yatılınca “belki” biraz oynaşma, iki tarafta da gün içi yorgunluklarından hal kalmışsa “horoz işi şip şak” bir sevişme ve kıç kıça dönüp hoooorrrrrrrr!!!
Ertesi sabah kahvaltı, çocukların, kocaların okula, işe.... vs....vs....
Ay buna can mı dayanır?!
Hiç evlenmemiş kızların çoğu yaşları ilerlese de, hâlâ evlilik düşleri kurmayı sürdürürler. Bilmezler ne kadar şanslı olduklarını! İlle de evlenmek isteyip dururlar.
En harika evliliklerde bile aşk es-ki-yooorrr! seks monoton-la-şı-yooorrr! İki kere iki, dört, bu böyle.
Ha belki monotonluğa geçiş süreci bazı çiftlerde daha uzun olabilir. Ya da maddi olanakların sonucunda evde aşçılar, uşaklar, hizmetkarlar vardır yukarıda yazdığım günlük olaylar yapılmaz.
O zaman da o işlerin yerini alan başka şeyler vardır. Bu kez onlar yapıla yapıla hayat zaman içinde aynılaşır. bu kez monotonluk “zengin bir biçimde” devreye girer .
Geç uyan, kahveni içerken gazete ve dergilerin magazin sayfalarında resimlerini ara, tanıdığın falancanın dergide çıkan resim altlarını oku, spor salonuna git, ya da eve spor hocası gelsin, duş al, kuaföre git, manikür, pedikür yaptır, pahalı butiklerdeki birbirine benzeyen şeylerden al, al al ve yine al, Birkaç ayda bir botoxcu doktoruna git. Çeneyi tutup mantıklı yemek yerine, ille de bi ton para verip diyetisyene git.
Yazsa hafta içi lüks bir otelin havuzuna git, kışsa solaryumda yanarak renk değiştir, yazsa hafta sonları Bodrum’a uç, kışsa davetten davet koş. Davet dönüşü ayakta durmaktan şişen ayaklarını dinlendirmek için alelacele soyun, at kendini yatağa, halin kalmışsa sırt üstü pozisyonunda yalap şap seviş. Ona da halin yoksa dön kıçını horrrrrr!!!
Ertesi sabah geç uyan, kahveni içerken gazeteleri...vs....vs...
Tabii kocaların “özellikle” ve “çoğunlukla” egzotik ülkelere ya da Amerika’ya yapılan iş gezileri, “erkek erkeğe” yenen ve eve hep çok geç gelinen akşam yemekleri. Bayram-seyran ailece gidilen Uludağ muhabbetleri, ya da İsviçre Alpleri, Londra’ya, Paris’e, Milano’ya yapılan sezonluk alış-veriş seyahatleri. Seyahat yorgunluğunun, bitmek bilmeyen alış-veriş koşuşmalarının mecalsizliği sonucunda otele dönüldüğünde dön kıçını horrrrr!!!
Oysa, flört edilirken fırsat bulunmuşsa, birlikte edilen kahvaltıların keyfi, olanak varsa, fırsat varsa çıkılan seyahatlerin zevki, seyahatlerdeki sevişmelerin heyecanı, birlikte yenen yemeklerin tadı çiftleri zevkin doruğuna uçurur.
Her gün birbirlerini görmeyen çiftler birbirlerini özlerler. Özlemleri de arzuya dönüşür. Buluşulduğundaysa, bedenlerdeki mayınlar bir patlar ki, offff yani!
Bir şeyler satın alınırken, “O acaba beğenir mi?” diye kendi kendine sorulur. Saçlar yapılırken, rengi değişirken hep aynı soru dolaşır zihinlerde.
Birbiri için yapılan değişiklikler, giyimler-kuşamlar, mis gibi kokular heyecanları körükler. Körüklenen heyecanlar da monotonluğa fırsat vermez.
Monotonluk bacayı sarmışsa, bence biraz evlenmeden önce yapılan aktiviteleri yapmaya çalışmak, mesela baş başa sinemaya gitmek, eskisi gibi el ele yürüyüşler yapmak, alış-verişsiz seyahatlere çıkmak, flört zamanlarında gidilen yerlere özellikle gitmek, gidilen yerlerde yeni yerler keşfetmek, birlikte seks showlarına gidip izlemek, alış-verişsizliğin verdiği dinginlikle otel odasını bavullarla, paketlerle, poşetlerle değil, seksle, açık saçık konuşmalarla doldurmak çiftlere heyecan verecektir.
Sonra çiftler birbirleriyle her şeyi konuşmuyorlar. Bu da aralarında görünmez bir duvar örüyor. Konuşmayıp içlerine attıkça duvar daha da yükseliyor. İlle erkeğin seks eylemine başlamasını bekleyen kadınlar da monotonluğa davetiye çıkarıyorlar.
Nedenmiş o? Niye hep onlar başlasın? Seksi o anda siz ondan daha çok istiyor olabilirsiniz. (Tabii bu durumda tarafların anlayışı ve uyumu önemli)
İçinizden onu ellemek, ona sarılmak, onu baştan çıkarmak geçiyorsa durmayın, çekinmeyin, davranın.
Kadınlarımızda ille de “cici kadın” olma merakı var. İyi!... Hep “cici” olun! Olun da o da gitsin “cici olmayıp” adamı baştan çıkarmayı bilenlere.
Ondan sonra da feryat ediyorsunuz “Kocam orospunun tekine gitti” diye! E gider! Sırf iyi yemek yapmak, ortalığı gıcır gıcır temizlemek yatakta “cici kız” olmak yetmiyor! Yatakta orospu olmayı da bilmek lazım.
Uzun süre birlikte olan çiftlerin seks sırasındaki davranışları hep aynılaşmaya başlıyor. Vücutlar zaten tanıdık!
E-o zaman çekingen davranmayıp yeni şeyler denemek lazım: Mis kokulu bir yağ ile mesaj mesela. Tamamen soyunmadan sevişmek mesela. Ya da tamamen soyunarak mesela. (Yani her zaman ne yapıyorsanız onun tersini yaparak) İlle de yatakta sevişmek değil mesela. Yatak odanıza loş ışıklı bir abajur koyarak mesela. Çocukları arada annenize yatıya göndererek mesela. Arada çocuklar olmadan baş başa sinemaya, yemeğe, seyahate giderek mesela.
İlle de yılbaşı, doğum günü, evlilik yıldönümü sevgililer günü, bayram-seyranda değil de, hiç ummadık, beklenmedik zamanlarda (ille de pahalı olması şart değil) “anlamlı” armağanlar verip, geceye hazırlık yaparak mesela.
Bunlar ya da bunlar gibi “mesela”ları çoğaltarak yeni denemelerle, hoşluklarla birbirinize heyecan vermekten kaçınmayın.
Monotonluk bir kronikleşirse, o zaman hiçbir ilaç kâr etmez. Bunu aklınızdan çıkarmayın.
E-hadi ne duruyorsunuz? Bu günden, bu geceden tezi yok denemeye başlayın.
En renkli günler, en renkli geceler bu sıcak yaz günlerinde sizin olsun.
Tatarlarin inandigi gök tanri Ülgen, bir gün 7 erkege 7 agaç vermis ve Altay daglarinin yamaçlarinda yasamalarini buyurmus. 7 erkek 7 agaci dagin yamaçlarina dikmisler ve yagmur sulariyla büyüyen agaçlarin meyve tohumlari sonbaharda topraga dökülünce agaç sayisi çogalmis, Altay daglarinin yamaçlari orman haline gelmis.
Aradan uzun zaman geçince gök Tanri Ülgen meleklerinden birisini Altay daglarina gönderip 7 erkek ve 7 agacin ne durumda olduklarini ögrenmesini istemis.
Tanrinin melegi dag yamaçlarina vardiginda erkeklerin sayisinda bir degisiklik olmadigini ama agaçlarin çogaldigini tanriya rapor etmis.
Tanri da melege erkeklerin bulundugu dag yamaçlarina kadin götürmesini ve erkeklerin bu sayede çogalmalarini buyurmus.
Melek ilk kadini yanina alip dag yamacina geldiginde erkeklerin tamaminin agaçlarin bakimi ile ilgilendigini görmüs ve kadini orada bulunan bir köpege emanet ederek erkeklere haber vermeye gitmis.
Kadini dag eteklerinde tek basina gören seytan köpegi bir kemikle kandirip hemen yanina yaklasarak elindeki flütle kadinin burun deliklerine 7 ayri müzik nagmesi üflemis, kulaklarina da 9 ayri telli saz melodisi göndermis.
Iste seytanin gönderdigi 7 flüt melodisi kadinlarda 7 ayri ruh hali, 9 telli saz melodisi 9 ayri huy yaratmis.
O zamandan sonra kadinlarda beliren 7 çesit ruh hali ile 9 çesit huy sayesinde erkekler kadinlarin ne zaman ne yapacaklarini bilemez olmuslar.
Bir bakmislar çok neseli iken birden bire asik suratli olmus, bir gülmüs bir aglamis, bir küsmüs, bir barismis. Kadinlarin ne zaman ne yapacaklarini kendileri dahil kimseler bilemez olmus.